estet.net


  • Deri kanserinin sebepleri ve korunma

XVIII. yüzyılın vazgeçilmez modası “solgun görünüm “ iken, XX. Yüzyılda yine deri rengi ile ilgili başka bir moda “bronzlaşma tutkusu” dur ve bu tutku deri kanseri yönünden insan sağlığını ciddi şekilde tehdit eder boyutlara ulaşmıştır. Deri kanserinin her türüne yakalananların sayısında son yıllarda patlama denebilecek düzeyde bir artış görülmektedir. Küresel ısınma, ozon tabakasında incelme ve çevre kirliliği ile birlikte insan davranışlarındaki değişme de bu artıştan sorumlu tutulmaktadır.

Deri kanseri nedir ?

Kısa tanımlama ile deri kanseri cilt üzerindeki iyileşmeyen yaradır. Görünür yerde olduğu için tanısı kolay ve tedavi edildiği takdirde ölüm riski düşük tümörlerdir. Vücudun her yerinde görülürse de sık olarak güneşe maruz kalan bölgelerde rastlanır. Yüz, kulaklar, eller, kollar ve ensede sık görülmesi, bu bölgelerin güneş ışınlarına sürekli maruz kalmasıyla ilişkilendirilmektedir. Deri kanseri, hayat boyu güneşe maruz kalma süresi ile ilgilidir ve genellikle 50 yaşından sonra görülür, ancak derideki güneş ışını hasarı çocukluktan itibaren başladığı için, daha sonraki hayatlarında deri kanserine yakalanmamaları için, önlemlerin bu yaştan itibaren başlaması gerekmektedir.

Deri kanserinin sebepleri nelerdir ?

Deri kanserineyol açan faktörler, güneş ışınlarına veya iyonize radyasyona maruz kalma, kimyasal maddelerle temas etme, viruslar, kronik iritasyon ve enflamasyon şeklinde sıralanabilir.

1. Güneş ışınları (Ultraviyole Light, UVL, Mor Ötesi Işınlar)

UVL hem doğrudan derinin hücre yapısını bozarak hem de bağışıklık sisteminin gücünü azaltarak kanser gelişmesine yol açar. UVL nin derideki hücre molekülleri tarafından absorbe edilmesi deride bir dizi hücresel değişikliğe yol açar. Ayrıca, uzun yıllar UVL ye maruz kalmayla oluşan lokal ve sistemik immünolojik değişikliklerin, cilt neoplazmlarının uyarılmasında önemli olduğunu düşünülmektedir. Bağışıklık sistemi baskı altındaki hastalarda deri kanserlerine normal nüfusagöre daha sık rastlanıldığı ve bu kişilerde deri kanserinin daha hızlı seyrediyor olması bağışıklık sistemi -deri kanseri arasındaki pozitif ilişkiyi pekiştiren göstergelerdir. Tüm bu değişikliklerden sorumlu olan güneş ışınları klasik olarak dalga boylarına paralel UVA (320-400), UVB (280-320) ve UVC (200-280) olarak üç gruba ayrılır. Laboratuvar çalışmaları dalga boyu 320 nin üzerinde olan UVA nın doğrudankanser yapıcı etkisinin önemsenmeye değmeyeceğini göstermiştir. Ancak bu dalga boyundaki güneş ışınlarının aynı zamanda yaşlandırıcı (fotoaging) etkisi de vardır. Solariumlarda kullanılan UVA’ nın derideki etkisi bronzlaştırıcıdır. Dalga boyu 320 nin altında olan UVB ve UVC tümör gelişmesine yol açar. 290-300 dalga boyunda tümör sayısında hızlı bir artış gözlenir ve bu etki daha kısa dalga boylarında da devam eder. Dalga boyu 320 nm nin altında olan ışınlar üst atmosferde ozon tabakası tarafından abzorbe edilir. Ozon tabakasındaki incelme ile deri kanserleri oranlarında artma arasındaki ilişki konusunda görüşler farklıdır. Bazı uzmanlar, ozon tabakasındaki incelme nedeni ile güneş ışınlarının daha yoğun olarak yer küreye ulaştığını ileri sürerken, diğerlerideri kanserindeki artışın ozon tabakasındaki hızlı incelme ile ilgisi olmadığını, insanların güneşe maruz kalma alışkanlıklarındaki değişikliğin ve bronzlaşma tutkusunun bu artıştan birinci derecede sorumlu olduğunu belirtmektedirler. Bronzlaşma tutkusunun modern bir fetiş durumuna geldiği günümüzde, Kuzey Avrupa’nın açık tenli insanları, tatillerini genellikle Akdeniz kıyılarının bol güneşli kumsallarında geçirmekte ve geçmişte olduğundan çok daha uzun süreyle yoğun UVL ışınlarına maruz kalmaktadırlar. Ülkemizde de benzer durum söz konusudur. Bazı kişiler güneş ışınlarına daha duyarlıdır; Açık tenliler, renkli gözlüler ve kızıl/sarı saçlılar deri kanseri açısından daha çok risk taşırlar. Güneşe maruz kalma durumunda derinin verdiği cevaplar açısından I-IV arasında sınıflandırılan deri tiplerinden (kızarır-esmerleşmez, kızarmaz-esmerleşir) çok daha dramatik örnekler, güneş ışınına karşı duyarlılığı arttıran bazı genetik hastalıklar ve güneş ışınına karşı kazanılmış duyarlılıklardır. Çiftçiler ve balıkçılar gibi açık arazide çalışan kişiler güneş ışınlarına daha uzun süre maruz kalacağından, bu meslek gurubunda risk artmaktadır. Cilt güneş ışığına maruz kaldığı zaman deri tabakalarını korumaya ve güneş ışının deriye verdiği hasarı onarmaya yönelik olarakmelanin pigmenti üretiminin biraz artmasının (bronzlaşma) ötesinde bir dizi karmaşık mekanizma harekete geçmektedir. Bu karmaşık koruyucu mekanizmalar, aşırı güneş banyosu veya ozon tabakasının incelmesi gibi etmenler sonucunda bozulabilir. Derinin rengini veren melanin pigmenti ve keratin tabakanın fiziki korumacılığı, DNA hasarının onarımını gerçekleştiren hücre içi koruyucu mekanizmalar, antioksidan enzimler, endojen serbest radikal toplayıcıları, detoksifiye edici enzimler ve biyokimyasal sistemlerle UVL nin deriye verdiği hasar ortadan kaldırılmaya ya da azaltılmaya çalışılmaktadır. Melanin karşıt iki rol oynayabilir; direkt olarak hücreleri UVL hasarından korur, indirekt olarak UVL nin uyardığı redoks reaksiyonları yüzünden deride serbest radikal hasarlarına sebep olur. Bazı araştırmacılar ozon tabakasındaki incelmenin güneş ışınlarının zararlı etkilerini gündeme getirmesi nedeniyle insanların güneş ışınlarından korunacaklarını ve deri kanserinde azalma görüleceğini ifade etmektedirler. Nitekim son 20 yılda özellikle Avusturalya’da güneşin zararlarına karşı başlatılan kampanyaların ardından insanların güneşle ilgili davranışlarında değişimler ve buna bağlı olarak deri kanserinin görülme sıklığında yavaşlama ve kanserin erken tanısında artış gözlenmektedir. Artan deri kanseri sıklığı karşısında, yenisloganın “ bronz ten bir sağlık, güzellik ve yüksek sosyo ekonomik düzey belirtisi değil, deri kanseri davetiyesidir” şeklinde olması beklenir. Günümüzde, değişimi gözleyen kozmetik firmaları da reklam kampanyalarını “bronzlaşma” yerine “güneşin zararlarından korunma” temasına dayandırmaktadırlar. Genel olarak bilim adamları güneş filtrelerinin hücrelere hasar veren dalga boyundaki UV ışınlarını engellediğini, ancak bağışıklığı baskılayan dalga boyundaki UV ışınlarını engelleyemediğini düşünmektedirler. Güneş filtrelerinin bireylerde yarattığı sahte güvenlik duygusu nedeni ile kişilerin uzun süre UVB ışınlarına maruz kalması halinde deri kanseri oluşmasının engellenemeyebileceği unutulmamalıdır. Güneş ışını-deri kanseri ilişkisinde toplumun bu konuda bilinçlendirilmesi ve eğitim son derece önemlidir. Geniş siperlikli şapkaların giyilmesi, güneşin keskin olduğu öğle saatlerinde güneşe çıkılmaması, kumda oturulmaması, denize girilmemesi ve güneşin zararlarından koruyucu filtrelerin ve nemlendiricilerin kullanılması gibi basit önlemler deri kanseri riskini azaltmaktadır. Güneş ışınlarının sigara gibi önlenebilir bir kanser sebebi olduğu unutulmamalı ve unutturulmamalıdır.

2. İyonize radyasyon

Cildin, x ışınlarına uzun süre ve düşük dozlarda maruz kalması deri kanserine yol açabilir. Deri kanserinin bu şekline röntgen teknisyenleri, radyoloji uzmanları ya da bu sanayi dalında çalışan kişilerde görülür. Günümüzde bu alanda kullanılan makinelerde güvenlik önlemlerinin artırılması, kullanıcıların ve bakım elemanlarının eğitimli olması deri kanseri riskini azaltmıştır.

3. Kimyasal maddeler

Arsenik, katran, zift gibi kimyasallarla uzun süre temas etmeye bağlı deri kanseri görülebilir. Bu sanayi dallarında çalışan kişilerde risk normal nüfusa kıyasla daha yüksektir. Bu sanayi dallarında çalışan kişilerin konu ile ilgili uyarılmaları ve gerekli önlemlerin (eldiven, maske, gözlük vb kullanılması, cilt temizliğine özen gösterilmesi gibi) alınması ile deri kanseri riski en aza indirilebilir.

4. Viruslar

Bazı deri kanserlerinde virüslerin etkisi gösterilmiştir. HPV (Human Papilloma Virus) enfeksiyonları siğillere ve hızlı seyreden deri kanserlerine yol açabilir. HPV doğrudan temas ile bulaşmaktadır. Genital bölge kanserlerinde HPV lerin rolü çok iyi bilinmektedir. HPV enfeksiyonu konusunda toplumun uyarılması, HPV enfeksiyonu saptanan hastalara antiviral tedavi uygulanması, genital bölgede bulunan siğillerin cerrahi veya yakılarak çıkarılması ve bu kişilerin uygun aralıklarla kontrolü kanser gelişme riskini azaltacak veya erken tanıyı sağlayacaktır.

5. Kronik iritasyon ve enflamasyon (uzun süren tahriş ve yangı)

Uzun süren tahrişin özellikle yanık ve eski kırık nedbeleri üzerinden deri kanseri gelişmesine sebep olabilir. Derin yanıkların çoğu kez usulüne uygun tedavi edilmediği ülkemizde, yaranın kendi kendine kapanması halinde kolayca kanayan, tekrar yara açılabilen bir alan oluşur. Bu zemin deri kanseri gelişmesi için son derece uygundur. Eski açık kırıkve buna bağlı tekrarlayan akıntılı yarası olan kişilerde bu nedbeler üzerinde de deri kanseri gelişebilir. Bu tür nedbeler üzerinde gelişen deri kanserleri diğerlerine göre daha saldırgan seyreder. Vücudunda herhangi bir yanık ve osteomyelit nedbesi olan ve zaman zaman açılıp kapanan yarası olan kişilerin bu konuda titiz davranmaları kaçınılmazdır. Kuşkusuz yanıkların ve açık kırıkların oluştuğu anda doğru tedavi edilmesi en doğru tıbbi yaklaşımdır.

Sonuç olarak deri kanserleri toplumsal kampanyalar ve eğitimle büyük ölçüde önlenebilecek nitelikte malignitelerdir.